Akşam akşam önüme dökemediğim bütün sözcükler tek bir cümleyle doluştular göz çukurlarıma; Belki de başka zamanlarda hala yan yanayızdır. Umut güzel şey, umut..
Döndüm yine yıllar öncesine.
Çıktım o balkona yine.
Dedim ki bulutlara, rüzgarlara o gece; gitme.
Bırakma beni böyle.
Sen olmazsan yarım olurum ki ben.
Ölmek için çok erken.
Niye?
Bağırdım galiba biraz da, hıçkırarak.
Sonra o hıçkırıklara boğularak.
Yoksa duyamazlardı ki sesimi.
Bana göre çok yukarılardalardı artık çünkü.
Sen gitmiştin ve ben o bulutlardan inmiştim.
Rüzgarlar daha fazla savuramazdı beni.
Sonra onlar da dinmişti.
Bende darılmıştım onlara.
Çünkü sana söylediklerimi fısıldamamışlardı kulaklarına.
Oysa biliyorum ben, sen bunları bilseydin, duysaydın, gitmezdin.
Belki de gitmemişsindir?
Oralardasındır hala.
Bekliyorsundur.
Belki de yarın yeniden doğarsın?
Belki de yarın tekrar gelirsin buralara, o zamanlardan sıkılıp?
Olmaz mı?
Ya da gelmezsin belki.
Ama olsun.
Bir zaman makinem olduğunda ben geleceğim o başka zamanlara nasılsa.
Sonra yine beni büyüteceksin.
Sonra yine gideceksin.
Ama sonra geri geleceksin.
O hiç değişmeyen kapıyı açtığımda, karşıma çıkan sen olacaksın.
Ellerinde valizlerle bu defa hiç gitmemek üzere o kapıdan tekrar içeri gireceksin.
Ve o masal kaldığı yerden devam edecek.
Umut işte, umut.
Umut güzel şey.
Belki de başka zamanlarda da olsa, yaşanıyordur.
Belki de oralarda da umuttur.
Ama vardır.
Böylesine yok olamaz.
Kim bilebilir ki..



